logo

Reklam Alanı
  • 11 Kas 2018 13:47 - Okunma Sayısı: 191 - Yorum Yaz (0)

    ATATÜRK’ÜN SOFRASI – YAZAN AYDIN ERÇELİK

    ATATÜRK’ÜN SOFRASI – YAZAN AYDIN ERÇELİK

     

    ATATÜRK’ÜN SOFRASI – YAZAN AYDIN ERÇELİK

     

    Değerli dostlarım, bugün sizlere Cumhuriyetin kuruluşundan 1938 senesine kadar Çankaya Köşkünde Atatürk’ün aşçılığını yapan Mengen’li Mehmet YÜCEL, Kemal ERTEN, Halit ATAY ustalarımızın anılarını anlatacağım.

     

    MEHMET YÜCEL’İN ANILARI

    Torunu Hakan GÜRLER Atatürk’ün 14 yıl 7 ay baş aşçılığını yapmış olan dedesi Mehmet YÜCEL ile ilgili şunları anlatttı.

    Atatürk’ün Baş Aşçısı dedem Mehmet YÜCEL Mengen Düzağaç Köyü Nüfusuna kayıtlı. Doğum tarihi Rumi 1305, ölüm tarihi 2.6.1965,

    Dedem önce İran Şahı Mehmet Ali Şahın daha sonra Sultan Abdülhamitin oğlu Yusuf İzzettin Efendinin ve Saliha Sultanın aşçılığını yapmış.

    Atatürk’ün yanında çalışmaya başlamadan önce İstanbul/Kadıköyde küçük bir lokanta açmış. Bir gün bu lokantaya bir hanımefendi gelmiş. Bu hanımefendi Atatürkün kızkardeşi Makbule ATADAN’DIR. Makbule Hanımefendi yemeğini yedikten sonra gitmiş.

    Ertesi gün tekrar gelmiş ve yemeğini yedikten sonra dedeme sarayda çalışırmısınız diye sormuş. Dedem hangi sarayda diye sormuş. Makbule Hanımefendi dedeme Atatürk’ün yanında demiş.

    Aradan kısa bir süre sonra dedemin lokantasına 2 asker gelmiş ve dedemi alıp götürmüşler. Atatürk’ün huzuruna çıkartmışlar. 14 yıl 7 ay sürecek olan bu şerefli görev bu şekilde başlamış.

    Bir gün Afgan Kralı Emanullah Han Atatürk’ü ziyarete gelmiş. Dedem onlara Afgan usulü çilav ve zerde ikram etmiş. Ertesi gün Afgan Kralı dedeme bir zarfın içinde bahşiş göndermiş ve kendisini Afganistana götürmek istediğini söylemiş. Ancak dedem teşekkür etmiş ve Atatürk’ün yanından ayrılamam demiş.

    İstiklal Mahkemesi Başkanlarından olan Kılıç Ali hatıralarında dedemden şöyle bahsediyor. Mustafa SAGİR adında Hintli bir casus Türkiyeye gelmiş. Amacı Atatürk’ü zehirleyerek öldürmek.

    Ancak dedem Mehmet YÜCEL ustanın çok sağlam olduğunu görmüş ve bu teşebbüsünü uygulamaya koyamamış.

    Atatürk’ün aşçısı Mehmet YÜCEL ile 10 Kasım 1948 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde gazeteci Haluk DURUKAL’IN yaptığı mülakat.

    Karşımda uzun yıllar Büyük Atatürk’ün pek yakınında yaşamak talihine mazhar olmuş iki kişi oturuyor.

    Bunlardan biri 1924 ten itibaren tam 14 sene 7 ay Atatürk’ün yanında aşçıbaşı olarak çalışan Mengen’li Mehmet YÜCEL’DİR.  Mehmet YÜCEL şimdi yataklı vagonlarda çalışıyor. Atatürk’ten bahsederken gözleri doluyor ve geçmiş zamanları hasretle anıyor.

    Mehmet YÜCEL usta sözlerine şöyle başlıyor. Beyim Allah rahmet eylesin. O hakikaten bambaşka adamdı.

    Onda kibir azamet falan yoktu.

    Hatıralarımı soruyorsunuz anlatayım size.

    Yemeğe çok düşkün değildi. Öğlen ve akşam mutlaka çorba yerdi. Yemek listesini ekseriyetle ben hazırlardım. Bazen canının istediği şeyleri söylerdi. Mesela bir gece geç vakit yaveri mutfağa geldi. Paşamız aşure istiyor dedi. Nasıl olur gece yarısı aşure pişmez dedim. Yaver paşamızın yanına döndü. Mehmet usta buraya gelsin demiş. Kalktım gittim. Ben aşure istiyorum Mehmet usta dedi. Paşam emredersiniz ama aşure bu ha deyince pişmez. Zamam ister hazırlaması dedim. Ben yapılıncaya kadar beklerim dedi ve bir pazarlığa giriştik. Ben hiç olmazsa 1,5 saat müsade buyrun dedim. Hayır olmaz dedi 45 dakikada mutabık kaldık.

    Köşkte olsun, trende olsun, vapurda olsun daima ihtiyatlı davranırdık. Yanımıza malzleme alırdık. Bir yere gittiğimiz zaman oranın yemeğini yemesi icap ederse ben gider her şeyi kontrol ederdim. Yemeği paşamdan önce ben tadardım.

    Ödüm kopardı Allah esirgesin yemeğin içine bir şey atarlar diye. Onun için mutfakta pişirdiğim yemeğin başından bir dakika bile ayrılmazdım. Tencerenin kapağını kimseye açtırmazdım.

    Aylığım 200 lira idi.  Benim için para mevzubahis değildi. Atatürk’e hizmet etme şerefine nail olmuşum parayı kim düşünür. 200 lira yetmezse benim param bitti paşam derdim. Hemen bir pusula yazar 500 lira hediye ederdi.

    Atatürk çok alçakgönüllü idi. Yüzlerce defa olmuştur. Mutfağın telefonu çalardı. Telefonu açardım ve onun kimsin diye sesini duyardım. Mehmet Usta derdi ben acıktım.

    Peki, paşam der telefonu kapatırdım.

    Biraz sonrada mutfağa gelirdi. Mehmet usta çok acıktım bana şuracıkta bir şeyler hazırlayıver derdi bir çocuk gibi.

    Yemeğini yerken bazen bizi imtihan ederdi. Biz şaşırınca sorduğu sorunun cevabını kendisi verirdi.

    Yemeğini yedikten sonra da eh bakalım Mehmet Usta bir kahve yap birde sigarandan ver derdi. Sigara ve kahvesini içer sağ ol Mehmet Usta iyice doydum allahaısmarladık der kalkar giderdi.

    Atatürk hiçbir seyahatine beni almadan çıkmazdı. Yaveri hazırmısın aşçıbaşı der ben hazırız efendim dedikten sonra yola çıkardık.

    Bir vaka anlatayım bak.

    Balkan antantının imzalandığı sıralarda idi. Atatürk’ün en düşkün olduğu yemek kuru fasulye ve pilavdı.

    Soğuk bir gece Kırşehir’e hareket ettik. Yolda kar fırtınasına tutulduk. O kadar çok zorluk çekiyorduk ki zaman zaman otomobilimizi kardan mandalar kurtarıyordu. Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Atatürk bir ara otomobilinden indi ve yanıma geldi.

    Aşçıbaşı ben acıktım bana yemek ver dedi.

    Yanımda söğüş bir şeyler vardı. Hepsini saydım.

    Kuru fasulye ile pilav isterim dedi.

    Paşam kuru fasulye yapmadım diye cevap verince öyleyse hemen pişir dedi.

    Paşam dedim yanımda kuru fasulye yok hem burada pişirmek çok zor olacak.

    Durdu yüzüme baktı doğru aşçıbaşı hakkın var canım isteyiverdi işte aldırma yarın yaparsın diye birde beni teselli etti.

    Atatürk katiyen yemek ısmarlamazdı. Yalnız bazen yapacağım yemekleri sayarken;

    Usta peki ne kadar zamanda yapacaksın diye sorar bende bir iki saat diyince pazarlık ederdi. Asgari müddeti söylediğimde de nasılmış Mehmet Usta yaa diye adeta çocuk gibi sevinirdi.

    Yemeklerde ekseriyetle etraftakilere şarkı söyler onlar okuyunca sanki bir müzik hocası gibi olmadı makam değiştirin der ve sonra sanki bir müzik hocası gibi kendisi bu defa dinlediği makamda okurdu.

    Mesela bir yaz gecesi, Floryada idik. Köşk o zamanlar yeni yapılıyordu. Yemek yiyorlardı. Yanlarında Erzurumlu bir kaymakam vardı.

    Atatürk Kaymakama döndü Kaymakam bize bir şarkı söyle de dinleyelim dedi.

    Kaymakam şarkıyı söylemeye başladı. Olmadı kaymakam dedi ve kendisi söylemeye başladı.

    Bestesini bilmeden kim şarkı söyle derse desin söyleme diye Kaymakama nasihat verdi.

    Mehmet Usta anlatırken ağlıyordu. Gözlerini kuruladıktan sonra devam etti.

    Nihayet Atatürk hastalandı. İlk Fransız doktor geldiği zaman beni de çağırttı. Bana doktorun söylediklerini anlattı. Mehmet usta dedi beni iyi dinledim, sende iyi dinle. Bundan sonra asıl doktorum sen olacaksın.

    Fransız doktor tarafından verilmiş bir yemek listesi vardı. Listeye göre tereyağı, süt, yoğurt, haşlanmış tavuk, külde patates, kabak haşlaması gibi hafif yemekler yemesi gerekiyordu.

    Fakat sağ olsun doktorların dediklerine pek çabuk aldırmamaya başladı. Mütemadiyen kızartma ve dondurma istiyordu. Ben de olduğu halde vermiyordum.

    Mütemadiyen Paşa seni emrediyor diyorlardı. Yanına gittiğim zaman sert sert bakıyordu. Gel gel daha yakınıma gel diyerek yanına sokulmama müsaade ediyordu.

    Yüzüme önce sert bakıyor, sonra yumuşak bir ifade ile Mehmet Usta bana neden istediğim yemekleri göndermiyorsun diyordu.

    Ben Paşam bunları doktorlar yasak ettiler diyordum.

    Doğru söylüyorsun aşçıbaşı hakkın var ama ne yapayım benimde bunları canım istiyor diyordu.

    Devrimler sırasında o kadar çok çalıştı ki 36 saat masa başında kaldığını biliyorum.

    Biz mutfakta çeşit çeşit yemekler hazırlardık. Yanına gidince kızıyordu bunları yemeyeceğim diyordu. Bana bir dilim ekmek verin yanında da ayran getirin. Ardından kahve yapın bana. Şimdilik bunlar kâfi. Diğer yemekleri yemeyi henüz hak etmedim derdi.

    Çok alçak gönüllü idi. Bir gün öğlen saat 2 olmuştu ve paşa hala öğlen yemeğine gelmemişti. Biraz sonra mutfağa geldi Mehmet Usta ben yol yapan amelelerle beraber yemek yedim adamların soğanlarını bitirdim sen onlara bir şeyler hazırla da götür dedi.

    Paşam siz doymamışsınızdır size de bir şeyler hazırlayayım dedim. Amma da yaptın Mehmet Usta soğan, ekmek, zeytinden daha iyi yemek olur mu diye cevap veridi.

    Atatürk bilhassa Türk yemeklerini çok severdi. Biz başka isim altında yemek yapınca kızar bizim en kötü şeyimiz onların en iyisinden daha iyidir Mehmet Usta derdi.

    Mehmet Usta ağlayarak anlatmaya devam etti.

    Ah ah hele ölmeden birkaç gün önceye ait şu hatırayı bir türlü unutamıyorum. Beni yanına çağırdı. Yüzü ve bakışları iyiden iyiye solmuştu.

    Gel Mehmet Usta dedi ve bana sordu.

    Beni nasıl buluyorsun. Acaba yaşayacak mıyım?

    Tabi yaşayacaksınız paşam hastalığınız geçecek dedim.

    Senin haberin yok. Benden ne kadar su aldılar biliyor musun tam 11 kilo. Mehmet usta dile kolay. Yaşayacağımı hiç ummuyorum. Ben açım ne olur bana yemek yolla. Başüstüne Paşam dedim. Tam odadan çıkmak üzere idim. Sıkı sıkı tembihledi beni. Mehmet usta bu işe doktorları karıştırmadan yolla. Ben tabi gene doktorlara telefon ettim. Bana ümitsiz bir şekilde ver dediler.

    KEMAL ERTEN’İN ANILARI

    Atatürk’ün aşçısı Kemal ERTEN 1906 senesinde Konak köyü Cazlar mahallesinde doğmuştur. 1927 senesinde Kadıoğlu Mehmet Usta vasıtası ile aşçı yamağı olarak Çankaya köşkünde işe başlamıştır. Mustafa Kemal ATATÜRK, İsmet İNÖNÜ, Celal BAYAR, Cemal GÜRSEL, Cevdet SUNAY’A aşçılık yapmıştır. Kemal ERTEN 1970 senesinde emekliye ayrılmış ve 26 Haziran 1986 senesinde vefat etmiştir.

    Kemalettin ERTEN’İN Atatürk ile ilgili anıları şöyledir; Atatürk yemek seçmezmiş, kuru fasulye, pilav ve acı biberi çok severmiş, çok çalıştığı için yemek saatleri düzensiz olurmuş, Kemal ERTEN’İN yaptığı yemekler karşısında memnuniyet ifadesi hemen gözlerine yansırmış.

    HALİT ATAY’IN ANILARI

    Atatürk’ün aşçısı Halit ATAY Dolmabahçe Sarayı ve Çankaya Köşkü’nde 1931- 1935 yılları arasında ağabeyi Mehmet ATAY ile birlikte dört yıl Atatürk’ün aşçılığını yapmıştır.

    Vefatından önce kendisiyle yapılan bir söyleşide Atatürk’ü nadiren gördüklerini anlatan ATAY, “Biz onu gördüğümüz zaman hatırımızı sorardı” diye konuşmuştur.

    Söyleşide, Atatürk’ün sabah kahvaltısında genellikle omlet yediğini anlatan ATAY, “Atatürk sabaha kadar çalışırdı. Sabah, iki yumurtalı, içerisine beyaz peynir katılmış omlet yerdi. Bazen, omletin soğuk olduğunu söyler gönderirdi. Biz de tekrar yapardık. Soğuk yemeği sevmezdi demiştir.

    Atatürk’ün en sevdiği yemeğin kuru fasulye olduğunu ifade eden, bu nedenle mutfaktan kuru fasulyenin eksik olmadığını kaydeden Atay, “İster Çankaya’da olsun, isterse Dolmabahçe’de, kuru fasulye yemeği yapardık. Hatta trenle yolculuk yaptığımız zamanlar bile ilk yaptığımız yemek, kuru fasulyeydi” diye konuşmuştur.

    YOLDA GEÇİRİLEN KAZA

    ATAY’IN anıları arasında, trene yetişmeye çalışırken geçirdikleri bir de kaza var. Atatürk’ün programı için Bursa Yenişehir’e, trenle yola çıktıklarını belirten Halit Atay, şunları söylemiştir: “Bize araba göndermişler. Biz de arabaya bindik ve kalacağımız yere doğru hareket ettik. Bir anda bizi taşıyan araba devrildi. Biz arabanın altında kaldık. Bizim aşçıbaşı da arabadaydı. Bizi arabanın altından güçlükle çıkarttılar.

    MUTFAKTAKİ YANGIN

    Halit Atay, Atatürk’ün toplantı için Yalova’ya gittiği dönemde, Dolmabahçe Sarayı’nın mutfağında, ocakta unutulan bir tencerenin, yangın çıkmasına neden olduğunu anlatmıştır. Atay, kendilerini oldukça korkutan yangının çıkış nedenini şöyle anlatmıştır:

    “O gün sabah erkenden mutfakta çalışmaya başladık. Büyük tencerelerle krema hazırlıyorduk. Ocağın üzerine bıraktığımız tencereyi unuttuk ve diğer işleri yapmaya başladık. Ocağın üzerinde unuttuğumuz tencere çok ısınmış. Bir patlama oldu. Patlamadan sonra mutfakta yangın çıktı. Yangını söndürmek için itfaiye ekipleri geldi. Yangın büyümeden söndürüldü.

    Bunun için çok sayıda ifade verdim. Ne kadar çok ifade verdiğimi hatırlamıyorum. Bu durum Atatürk’e ulaştı. (Bize şimdi kızacak) diye beklerken, o bize hiç kızmadı.

    KÖŞKTEN, SEVDİĞİM KIZ İÇİN AYRILDIM

    Köşkte yaşadığı yıllarda bekâr olduğunu ifade eden Atay, köşkten ayrılmasına neden olan duygusal ilişkisini de şöyle anlatmıştır:

    “Köşkte çok sayıda kadın hizmetçi de vardı. Hizmetçilerden Saliha ismindeki bayan, bir gün kâğıttan bir gemi yaparak mutfağın önüne bıraktı.

    Kâğıdı alıp okuduğumda, beni sevdiğini yazmıştı. Zaman ilerledikten sonra ben de onu sevmeye başladım. Ama ikimizin durumunun imkânsız olduğunu söyledim, peşimi bırakmadı.

    Yaşadığımız aşkı, aşçıbaşı duymuş. Bir gün yanına çağırarak, (sen bu kızı bırak git) dedi. Ben 1935 yılında köşkten ayrıldım.

    Benim gittiğimi duyan Atatürk, neden gittiğimi, köşkün berberine sormuş. O da bütün yaşananları anlatmış. Atatürk beni tanıyanlarla haber göndermiş. (Gelsin onu evlendireyim ve burada yaşasınlar) demiş.

    Çok korktuğum için Atatürk’ün karşısına çıkamadım. O günden sonra da köşke hiç gitmedim. Halit Atay 25 Ekim 2008 tarihinde 96 yaşında vefat etmiştir.

     

    Geçmişten Günümüze Mengen ve Aşçılık / Aydın ERÇELİK / Fotoğraflar Hüseyin VARLIK

    #

    YORUM YAZ