logo

Reklam Alanı
  • 19 Tem 2018 11:37 - Okunma Sayısı: 128 - Yorum Yaz (0)

    BİR YOLDA OLMA VE MESLEK HİKAYESİ,KAYNAKLARDA MENGEN

    BİR YOLDA OLMA VE MESLEK HİKAYESİ,KAYNAKLARDA MENGEN

    BİR YOLDA OLMA VE MESLEK HİKAYESİ,KAYNAKLARDA MENGEN

    Beyaz önlüklü insanların memleketi Mengen.Yurdun dört bir yanına, dünyanın farklı yerlerine dağılmış…Bir yandan mesleklerine aşıkken, diğer yandan memleket özlemi içinde…

     

    Mengen ilçesi ve köyleri yemyeşil bir vadi üzerinde. Köyleri ve ilçe merkezi aşçılık mesleği ile ünlenmiş olan bu ilçe çok uzun zamandan bu yana büyük şehirlere, tatil merkezlerine ve farklı ülkelere insanlarını, emek için, mutfak sanatını icra etmek için göndermekte. Bu gidiş hikayesi bu topraklarda elbette önemli izler bırakmakta. Bu yörenin kültürü, mesleği, iktisadı ve sosyal ilişkileri açısından derin etkiler oluşturmakta.

     

    Bu etkilerin incelenmesi, bir yöre bağlamında bizlere sosyal, ekonomik ve hatta siyasal veriler sunabilmekte. Yöre planlaması açısından da esasen ileriye dönük köşe taşları oluşturabilmekte. Bu durum yalnızca Mengen açısından önemli değil. Türkiye dört bir yanı farklı kültürler ile bezeli, farklı özellikler ile büyük bir zenginlik coğrafyası. Tarımın doğduğu topraklar. Ancak her geçen gün küresel ve yerel etkiler ve çoğu zaman tek yönlü kalkınma çabalarının etkileri ile kendi özelliklerini koruyarak, uzun vadede daha çok kalkınma, gelişme olanağını kaybetmekte. Bu nedenle yerel alan bazlı, o yöre ile ilgili tarihsel, iktisadi ve sosyal çalışmaların yapılması önemli. Bu nedenle bu çalışma ile Mengen yöresi ve onun kültürel bazı özellikleri yerel sürdürülebilir ölçeklerde kalkınma için değerlendirilmeye çalışılacaktır.

     

    Bunu yaparken ilçenin önemli özelliklerini ele alıp, daha sonraki yazılarda yerel kalkınma ile ilgili kavramlar üzerinde düşünmeye odaklanacağız. Bu kavramları değerlendirdikten sonra da bazı yerel faaliyetleri ele almaya çalışacağız.

    Biz yeniden yolculuk sürecine dönelim. Aşçı olmak için köylerinden şehirlere doğru akan bu insanlar bir ilçe için bir imge de oluşturmuşlardır. Yoculuğun nedenleri bizlere Mengen’in aslında yol bağımlılığını, bugün içinde bulunduğu sosyal durumun nedenlerini de göstermekte. Bu yaklaşıma göre yapı ve insanların seçimleri geçmişi oluşturmakta ve bu geçmişin de gelecek açısından belirleyicilikleri bulunmakta. Bu nedenle bir ilçe, köy ya da bölgenin mevcut süreçte ve belki gelecekte nasıl kendi devamlılığını kültürünü koruyarak gelişebileceği de bu “yol” üzerinden okunabilmekte.

    Mengen’de göçün nedeni, amacı ve hedefi aşçı olabilmekti. Belki de hedefe sahip olarak seyahatini gerçekleştirmek ve şehre gitmek bu yöre insanı için bir avantajdı. Gittiğinde belki işi de hazırdı. Bu durum devrimizde de yeme içme sektöründeki nispeten canlılık göz önüne alındığında ise geçerliliğini devam ettirebilmektedir. Sektörün kendine has özeliklerinin de etkisiyle beşeri sermaye ilişkileri de bunda etkili olmakta.

    Ankara’da Milli Kütüphane’de Mengen ile ilgili yaptığım bir taramada Ahmet Burhan Bakırlı tarafından yazılan Geçmişte ve Bugün Mengen (1948) , Mehmet Işık tarafından kaleme alınan Topyekün Mengen (1954) isimli eserler ve Kadir Mercimek tarafından yazılmış olan Mengen Yedigöller Turizm Tanıtma Derneği’nin bir yayımını (1969) edindim. Bu çalışmalar kısmen eski tarihli olmaları hasabiyle önemli çalışmalar. Bu çalışmalarda Mengen’deki sosyal yaşam ve iktisadi yaşam ile ilgili bazı bilgiler sunulmakta. Öyle de görülüyor ki Mengen’in ilçe olma tarihi olan 1948 senesi etrafında ilçe hakkında doğal ve güzel bir heyecan da söz konusu. Bu tarihlerde yoğunlaşan yayım faaliyetleri olmuş. Bir de gazete basılmış. Ben de bu çalışmalara iktisadi ve sosyal açılardan bakmaya çalıştım. İçlerinde o tarihlerde ülkemiz açısından bile önemli sayılabilecek önemli öneriler de var. O tarihlerdeki dernek faaliyetleri, ilçedeki tarım hayvancılık ve ticaret ile ilgili bazı değerlendirmeler, turizm konusunda olabilecek gelişmeler ele alınmaya çalışılmış.

    Yöresel bu üç kaynağa bakmadan önce sizleri 18 yy. da gerçekleştirilen bir tercüme ve yemek kültür çalışmasından bahsetmek isterim. 3. Selim döneminde ‘vak’anüvis’i Enderün’ olarak adlandırılan tarihçinin 15. Yy dan bir yemek kitabı olan Kenz’ül İştiha adlı eseri tercüme etmiş veyaşadığı dönem olan 18. Yy dan da yeme içme kültürü hakkında önemli paylaşımlar yapmıştır. Bu kitap Priscilla Işın Mary ve Seyit Ali Kahraman tarafından derlenerek 2005 yılında yayımlanmış. Bu eserde Ahmed Cavid’in trcüme dışındaki katkısı olan 18. Yy dönemi özellikleri arasında yeme içme adetlerinin yanında hangi ürünlerin nasıl ticaretinin yapıldığı konuları da var. Bu açıdan bakıldığında, daha kitabın önsözünde de yer almış olan peynir ile ilgili bilgi çok ama çok önemli. İstanbul’a tulum peynirinin (sibağ) Mengen ve Bolu’dan getirilmekte olduğu yazıyor. Gıda tedariği o devirlerde, her zaman olduğu gibi özellikle büyük şehirler için hayati bir konu. Mengen ve Bolu bölgesi büyük olasılıkla İstanbul için tedarikçi yörelerin sadece biriydi belki ama önemli bir tedarik noktası olduğu bu bilgiden çıkarılabilir. Bu da yörede çok yoğun bir üretim olduğunu gösterir. Şimdi Mengen peyniri ve Mengen’de peynir kültürü önemli ama göçler nedeniyle köylerimizde yaşayanlar o denli azaldı ki, şmdi peynir üretimi sadece yazın belli dönemlerde Mengen pazarının ve dışarıdan gelen gurbetçilerin talebini kısmen karşılayabilecek miktarlarda. Bu alanda hem standartlaşma hem de üretim konusunda köylerimizin teşviki kalkınma teşviki konusunda değerli olur.

    Yerel yazım kaynaklarımızdan olan ve tarihe de Milli Kütüphanemiz ve bazı ilgili kişiler tarafından korunan eserlerimizden, 1969 yılında basılan Mengen Yedigöller Turizm ve Tanıtma Derneğinin çalışmasında bir Köy müzesi kurulması önerisi öz konusu. Bu tarihte, kente sosyal canlılık kazandırıp tanıtımını yapabilecek olan bir Mengen ve Yedigöller Festivali ile yörenin turistik cazibesinin güçlendirilmesi hedeflenmiş, Mengen ve çevresinin doğal güzelliklerinin dünyada ender rastlanan bir güzellik olduğu vurgulanmış. Özellikle köy müzesi kurulması düşüncesi ve o tarihte bir festival çağrısının önemli olduğunu düşünüyorum.

    Bu yayımda Mengen’deki dernekler ele alınmış. Köylerdeki dernekler dayanışma amaçları bağlamında işlenmiş. Özelllikle, maarif alanında öğretmenlerin kurduğu dayanışma yapısının vurgulamak isterim. “Esasen Mengen’in okullarında vazifeli bulunan öğretmenlerin hemen hepsi Cumhuriyet devrinde yetişmiş idealist Mengenli gençler olması itibariyle aynı haleti ruhiye içerisinde böyle bir teşekkülü meydana getirerek hemen etrafında yek vücut oluvermişlerdir, bundan başka bu teşekkül Maarif mevzuunda yardım ve alakaları ile mesleki görgü ve bilgiyi artırma gayesiyle toplantılar ve konferanslar tertip etmektedir.” Aslında şimdi de toplumsal gelişme açısından sadece maarif mensupları değil ama farklı her meslek kesiminde bazı asgari müşterek hedeflerin oluşturulabilmesi önemli değil mi? diye bir soru yöneltelim. Bunun sağlanmasında bu devirde bir zorluğun da çağa uygun yaklaşımların ve kavramların vurgulaması olduğunun altını çizmeye çalışalım.

    Mehmet Işık, Topyekün Mengen isimli yayımında bazı karşılaştırmalara, diğer gördüğü kentlerin isimlerini vermeden yer veriyor. Mengen’in ahalisinin ve köylerin diğer benzer büyüklükteki yerlere göre daha mamur olduğunu vurguluyor. Yazımızın mimari konusunda değerlendirecek olduğumuz, köy evlerinin daha geniş ve iyi görünümlü olduğu vurgulanıyor ama önemli bir konunun altını çiziyor. Çalışmaya giden insanların o dönemde ailelerini şehirlere götürmediklerini anlıyoruz. Zaten o dönemleri yaşayan insanların anlatıları da bu şekilde. Mehmet Işık bu durumu göçedip şehre gitmek zorunda kalan ve geride kalan eşi, büyük ve küçük tüm yakınları için “sıcak bir yuva hayatından mahrum insanlarla meskun güzel bir memleket” olarak tanımlayarak ifade ediyor. “Ormanlık mıntıka, ziraate elverişli arazinin darlığı ve buna ilaveten, kilometre kareye düşün nüfus kesafetinin fazlalığı dolayısıyla, 15. asırdan bu yana , erkeklerin yurdun büyük ve kazancı bol şehirlerine ve hatta ecnebi memleketlere münhasıran maişet temini gayesi ile taşınagelmişlerdir.” Bu cümleden ve eserdeki istatistikten anlaşılan o dönemde Mengen köyleri şimdiye göre çok daha kalabalık. 1954 yılında nüfus, 26840 olarak verilmiş. Şimdi bu rakam köy ve kent merkezi toplam 14.000 civarında. Mehmet Işık bu göçleri, bütün aile mensuplarını etkileyen manevi bir zorluk olarak tanımlıyor. İlçede iş olanaklarının sağlanması gerektiğini de vurguluyor ve şu ifadeleri kullanıyor. “Vaziyeti müdrik bulunan bazı Mengenliler burası tam teşkilatlı ilçe haline geldikten sonra, kendilerine Mengen de çeşitli iş sahaları bulmuşlarsa da küçük bir azınlık teşkil etmesi itibariyle umuma teşmil edilemez. Bu itibarla bugün Mengenli münevverleri meşgul eden meselelerden en başta geleni Mengenliye Mengen’de kazanma ve geçim imkanlarının çarelerini araştırmaktır ve bu sonu gelmek bilmeyen göç ve ayrılıklara bir son verme keyfiyetidir.” Bu ifadelerin bugünkü karşılıkları yerel sürdürülebilir toplumsal gelişmedir. Bu konu hakkında yapılması gerekenler de tüm Türkiye açısından ülkemizin tarımının, üretiminin, hayvancılığının, mesleklerinin ,yerel mimarisinin korunması konusu açısından önemli.

    Mengen’e o dönemlerdeki sosyal ilişkiler açısından Mehmet Işık, erkeklerin meslek icabı devamlı büyük şehirlere gittiklerini buralarda hemşehri kahvelerinde toplandıklarını, hemen hepsinin birbirlerini tanıdıklarını ifade ediyor. Kadınların da düğün adetleri ve bazı mahalli örf ve adetler sayesinde köylerde yüzde sekseninin tanışmakta olduğu ifade ediliyor. Bir önemli bilgi de giyim kuşam konusunda. Mengenli erkeklerin belirgin bir yerel kıyafetlerinin olmadığı ifade edilior. Kıyafetleri bildiğimiz şehirli ve kasabalı şeklinde. Bu da sürekli şehirlerde bulunmalarından kaynaklanıyor. Yazın hasat zamanında köylerine gelen aşçılar, hasat işlemlerinde çalışırken köy kıyafetleri giyiyorlar. Diğer taraftan kadınlarımız, Mehmet Işık ‘ın ifadesiyle, gayet orijinal ve Mengen kadınlarına has bir kisveye bürünmüşlerdir. Bu noktada önemli bir bilgi veriyor. 1950’li yıllara kadar ‘son dönemlere kadar tedavül eden 10 liraların üzerinde yerel kıyafetleri içerisinde 3 kişiden oluşan Mengeli kadınların fotoğrafının olduğunu’ vurguluyor. Bu bilgi hem Ahmet Burhan Bakırlı hem de Işık’ın kaleme aldığı çalışmalarda mevcut. Yerel kıyafet, folklor ve tüm kültürel unsurların muhafaza edilmesi ve geleceğe taşınması, etkinlik, festival gibi süreçlerde daha çok görünür olması tüm ilçe ve şehirleri zenginleştirecektir.

    Ahmet Burhan Bakırlı’nın Geçmişte ve Bugün Mengen eseri de Mengen’in ilçe oluşu aşamasındaki durumu anlatan değerli bir çalışma. O dönemde Mengen Türkbeşli mahallesi muhtarı olan Bakırlı, çalışmasının girişinde eserinde alıntı kullanmış olmadığını vurgulayarak yazdıklarının gözlem ve onun büyüklerinden duyduklarına dayandıını ifade ederek bir duyarlılık sergiliyor. Üslup da bir hayli güzel. Eserde özellikle fotoğraflar ilgi çekiyor. Öyle ki bugünden seksen sene öncesini gösteren fotoğraflardaki o günün mimarisi ve sokak özellikleri korunabilseydi Mengen bir film çekim alanı gibi ya da sürdürülebilir bir turizm elde edebilmek adına bir durak ilçesi çoktan olabilirdi diye düşünülmeden edilemiyor. Bakırlı Mengen’den geçen derelere vurgu yapıyor. Gerede ilçesinin bir kısmı, Dirgene havalisinin değirmen ihtiyacı buradan kaynaklanmaktadır. Bucaktaki arazinin %25’i bu sulardan faydalanır. Çok değerli menba suları ve dağ aralarından akan sular içme bakımından eşine pek az rastlanan kıymettedir. “ Bugün maalesef çocukken bizim de balık tuttuğumuz hatta güvenli olan yerlerde içinde yüzdüğümüz, dere kenarlarında oyunlar oynadığımız derelerde ancak çok yağışlı dönemlerde sular akmakta. O da bunca değirmeni çalıştırabilecek ölçekte değil. Bakırlı, Mengen’de meyvelerden kızılcık, ahlat, elma, erik, muşmula, alıç kiraz gibi çeşitlerin ormanlarda bolca bulunduğunu, suyun bolluğu sayesinde özellikle yakınlarda sebzeciliğin verimli olduğunu, hububatın başında buğday, arpa ve çavdarın geldiğini yazmakta. Mısıra fazla ehemmiyet verilmediği ifade edilmekte. Hayvancılığın oldukça ileri olduğu tavukçuluğun bolca yapıldığı işaret edilmekte. Ancak bu noktada Bakırlı özellikle geyik avının çok sayıda bulunan bu hayvanların soyunu tüketme noktasına o yıllarda geldiğini söylemekte. Bugün yüksek alanlarda nadiren rastlanan geyik gibi hayvanların bu coğrafyada bolca olması ormanlara güzellik katmaz mıydı?

    Bu eserlerde, özellikle de Işık’ın çalışmasında tarım konusundaki sorunlara değiniliyor. Ona göre kentin verdiği büyük göç oranı zirai üretime ve o alandan gelir elde etmek yaklaşımın önündeki en önemli etken. Köylerden aşçı olmak için ayrılıyorlar. Mengen’e dinlenme ve nispeten az ölçekte olan hasatı kaldırma döneminde gelmekteler. Bugün özellikle genç aşçıların ve eğitimlerini başka alanlarda alarak farklı farklı mesleklerin icrası için Mengen’den ayrılan insanlar yine kentlerine bayramda, tatilde, buldukları ilk boşlukta hasret ile gelmektedirler. Hatta ilçede düzenlenen Aşçılar festivali ve Aşçılık kampı gibi dönemlerde buluşmak üzere gelmektedirler. Bakırlı, Mengen’deki kültür durumundan bahsederken, Cumhuriyet döneminin o eğitim seferberliğinin etkilerinden de bahsetmekte ve muhtelif köylerde halk dershanelerinin açıldığını ifade etmektedir. Mengen halkının bu dershanelerden çok istifade ettiğini ifade eder. Onun ifadeleriyle bucak halkı okumaya yazmaya düşkündür. Erkekleri dışarıda olan kadınlarımız mektuplarını kendileri yazar.

    1948 yılında kaleme alınmış olan bu kitapta, şive konusu da değerlendirilmekte ve Mengenlilerin şivesini büyük şehirlere yakın olduğu vurgulanmaktadır. Çünkü ona göre “erkeklerin yüzde kırk kadarı sanatları icabı (aşçılık), İstanbul, Ankara, İzmir ve diğer büyük vilayetlerimiz ile temas halindedir. Bunlar her bakımdan bucağımızın inkişafında birer amil olmuşlardır ona göre. Bu büyük şehirler ile olan bağlantı ile alakalı olarak bizlerin de gözlemlediğimiz bir durumdur.

    Bakırlının meslek ile ilgili olarak ifade etmeden geçmediği bir konu da marangozluk konusu. “Aşçılar diyarı olan Mengen, aynı zamanda inşaat ustası, marangoz, ve mobilyacı bakımından da çok değerli elemanlara sahiptir. Burada kara sabandan, otomobil karoserlerine, en ince zevkleri tatmin edecek, güzellikte mobilyalar ve her türlü ev eşyası imal olunur.” Bununla beraber bu kitapta 1940’lardan önce geleneksel anlamda dokumacılığın olduğunu ama sanayinin bu alanda çok gelişmesi ile bu üretimin ortadan kalktığı vurgulanıyor. Aslında bu durum tüm Osmanlı döneminde tüm yurdun ekonomisini de etkileyen bir gerçek. Geleneksel dokuma tezgahları Avrupa’daki sanayi devrimi sonrası seri üretim ile rekabet edemeyerek kapandı. İşsizlik çok yükseldi. Bu başka bir çok ürün ile ilgili de geçerli. Bu coğrafya üretimini kaybettikçe yoksullaştı, sosyal alanlarını yitirdi. İçe kapandı.

    Bugün de kaynaklar ancak sadece inşaat vs. gibi dar zamanlı canlılık alanlarına değil, öncelikle değerli ürünlerimizi ortaya çıkaracağımız uzun soluklu üretim yolculuklarına önem vererek sosyal, iktisadi canlılığı yakalayabiliriz.

    Bakırlı, Türkbeşli mahallesinin, o zamanlar tabiat ile köy hayatının birbirine yakışan zarafetine işaret ediyor. Kendini daha değerli bir konuma yükseltmek için maddi olarak o bölgeye katkı sağlayacak münevver misafirleri beklediklerini ifade ediyor.

    Keşke köyler mahalleler zarafetini koruyarak devamlılıklarını sağlayabilse. Hızlı kazanma, sosyal ilişkileri, üretim ilişkilerini hiçe sayma, küresel yerel etkiler ile beraber belki zarafeti arar hale geliyoruz. Ancak yine de bu ülke kendi kendini yeniden üretebilecek sosyal, tarihsel gerçeklere haiz, özellikle de doğal güzelliklere.

    1948 yılında Bakırlı’nın yeni bir ilçe olacak olan Mengen ile ilgili yazdığı, Mehmet Işık’ın 1954 yılında zamanın Mengenlileri için insanlara ilçesinde ekmek bulma ile ilgili fikir teatisi yapıldığını anlattığı kesimler bugün sürdürülebilirlik yerel kalkınma ve kültürel devamlılık ile ilgili. Yerel mimarinin korunması, üretim odaklı, sosyal ilişkilerin, dayanışmanın, üniversite ile halkın, yerel kurumlar ile halkın bir araya gelmesi, sadece popüler ya da maddi unsurların değil, soğuk kanlı tarihsel ve geleceği okumaya çalışacak yaklaşımlara bağlı.

    Bugün aşçılarımız ve hatta hepimiz hala bir yolculuk halindeyiz. Şehir ve kırsal arasında, o ikisinin vaz ettiği gereklilikler arasında gidip geliyoruz. Hem şehri şehir gibi, hem köyü köy gibi yaşamak ve yaşatmak zorundayız.

     

    #

    YORUM YAZ

    ümraniye escort ümraniye escort escort kadıköy escort kadıköy escort ataşehir escort antalya escort